Karanlık Sular – Honogurai Mizu No Soko Kara

Siz de, özel efektlere ya da kan revana dayanmayan o eski, güzel korku filmlerini özlemiyor musunuz? Karanlık Sular, bizi o eski günlere geri götürüyor. Eğer Ringu’yu atmosferini beğendiyseniz. Bu filme de bayılayacaksınız. Yönetmen Hideo Nakata, yazar da Koji Suziki olunca, ister istemez insanın aklına şimdiden birer kült olmuş Ringu ve Ringu 2geliyor. Bu ikili karanlık sularda tüm yeteneklerini sergilemekten çekinmemişler. Ama Ringu iki ile aralarında filmi dikkatli izleyenlerin anlayacağını açıkça birkaç benzerlik var. Öncellikle iki filmde de bol, bol su var. ikisinde de boşanmış bir anne ile çocuğu tüm tehlikelerle başa çıkmaya çalışıyor,

“Ringu” nun o ünlü son sahnesi kadar olamasa da, filmimizin de yeterince rahatsız edici bir sonu var. Artık onu da izleyince görün.Filmde sürekli karşınıza çıkacak kırmızı beslenme çantası,yağmurluk ve su tankı ve hikayesi ile Karanlık Sular tek başına iddaalı bir yapım. Kısaca konudan bahsetmek gerekirse; Yoshimi, kızı Ikuko’nun velayetini almak için kocasıyla giriştiği çirkin savaş yüzünden yorgun düşmüş, genç bir anne. Bütün bunların yanında Yoshimi’nin geçmişinde, çocukken annesinin ihmali yüzünden oluşmuş, ama tedavi sonrası iyileşmiş bir ruhsal rahatsızlık vardır, kocası da bunu ona karşı kullanmaktan çekinmez. Yoshimi, kızına iyi bir yuva sağlayabilmek için onun okuluna yakın bir eve taşınmaya karar verir, zaten paraları da ancak ona yetmektedir. Taşındıkları ev oldukça eskidir, tavanında da giderek genişleyen bir sızıntı vardır, ancak anne-kız mutludur. İlerleyen günlerde ise her şey değişmeye başlar, Ikuko, o izbe apartmanda sürekli kaybolmaktadır, bir gün elinde kırmızı bir çantayla döner. Yoshimi, çantayı atar, ancak çanta bir türlü kaybolmak bilmez, sürekli en beklenmedik anda karşısına çıkar. Yoshimi’nin zaten kocası ve mükemmel anne olma sorumluğu tarafından zorlanan akıl sağlığı iyice tehlikeye girer. Bir de Ikuko, sarı bir yağmurluk giyen gizemli bir kızla karşılaşması sonucu komaya girince, Yoshimi iyice deliğinin sınırlarında yürür, sonundaki o büyük seçime kadar kızını ve kendi canını kurtarmak için her şeyi yapar.

Filmin tek sevmediğim yönü yönetmen bir klişeye sadık kalmaya çalışmış “Her ev yaşıyor ve evlerin hikayeleri var” Fakat bu pek göze batması gereken bir şey değil. Çünkü klişeyle birlikte konsepti çok güzel kullanmış. Bize Japon aileleri hakkında fikrini de anlatan yönetmenin bu filmi uzun süre aklınızda kalacak. Mesela eleştirilere göre filmde kullanılan 7 katlı apartmandaki çoğu dairenin boş olması insanlar arasında yozlaşmanın simgesiymiş. İnsanların birbirinden ayrılmasını gerçekten güzel anlatmış. Oyunculukları hakkında konuşmaya gerek yok. Oyunculuklar gayet iyiydi. Filmi izledikten sonra gerçek her ne olursa olsun, filmin dramatik yanı, gerilim yanını o kadar iyi desteklemiş ki, korkunun yanı sıra, zavallı bir annenin hüznünü de yüreğinizin ta içinde hissediyorsunuz. Hideo Nakata bu film ile j-korku türünün yeni can damarı olmuş. Çok güzel bir uzak doğu korkusu izlemek isteyenlere sık ve zeki bir film daha…

Mustafa Türkan